
Kendime mükemmel bir shoujo buldum. Uzun zaman olmuştu oturup şöyle kaliteli bir shoujo izlemeyeli. Yıllardırda adam gibi bir shoujo görmemiştim. Kaldı ki klasiklerin yerini tutacak bir shoujo bulmak… Tüm klasik shoujolara aşina iken… Shoujo’nun altın çağı olan dönemin meyvelerini zamanında bir bir izlemişken ve küçükken bile onlarla büyümüşken…
Şimdi size Shoujo’yu, Shoujo’nun altın dönemlerini ve daha önceden Rengarenk Gölgelerde defalarca anlattığım şeyleri tekrardan anlatmayacağım. Ben size yayınına bu sonbaharda (2009) başlayan o şahirane shoujo’dan ve bana hissettirdiklerinden bahsedeceğim.
Bahsi geçen anime Yumeiro Patissiere… Yukarıda bahsettiğim gibi temelde shoujo ve shoujo’nun tüm öğelerini taşıyor. Henüz sadece 2 bölüm yayınlanmış olmasına rağmen beni mest etmeyi başardı. Hemde benim hiç tasvip etmediğim; ama içinde bolca barındırdığı o chibi öğelerine rağmen.
Chibi diyorum; ama aklınıza öyle %90 bir chibi gelmesin. Yumeiro Patissiere ilk bölümünde sadece ara, geçiş bölümlerinde chibi’ye rastlayacağınız, devamında ise ara ara, nadiren chibi göreceğiniz; yani %1 oranı chibi olan bir anime. Kaldı ki 2. bölümü itibariyle hafiften mahou shoujo’da hissetmedim değil. Yine de shoujo türüne tam anlamı ile dahil olan; ama az önce bahsi geçen diğer türlerin hiçbirine dahil olamayacak olan, dram öğelerini de sakince kabullenen bir anime…

Amano Ichigo (Çok duymamıza karşın bir kıza çok yakışan bir anlamı var Ichigo isminin: Çilek) isimli tatlı, 14 yaşında -yanlışım olmasın ama 14′dü sanırım- bir kızımız var. Kızımız heyecanlandığında eli ayağına dolaşmasına, utangaç yapısına rağmen oldukça sevecen, kendi ile barışık, ailesine çok değer veren ve hiç bir özelliği olmadığını düşünmesine rağmen çok büyük bir yeteneği farkında olmadan taşıyan birisi… Kaldı ki bu özelliğinin keşvedilmesi ve yüzüne vurulması an meselesi…

Yine panikle merdivenlerden yuvarlandığı başka bir günün ilerleyen saatlerinde bir piyano amatör sanatçısı olan kardeşinin, Amano Natsume’nin yarışmasında seyirci olarak yerini alır. Kardeşinin sahnede heyecandan elleri tutulunca kendini utandırmak adına kardeşine tezahürat yapar ve kardeşi heyecanını bu vesile ile yenmeyi başarır. Bu sayede Mozart’ın Ayışığı isimli Piyano Sonatası ile sahnede büyük bir performans sergiler ve ödülünü de alır.
O kameraların ve fotoğraf makinelerinin karşısında ailesi ile birlikte yer alırken Ichigo salonu terk eder, sokakta biraz ilerler ve karşısına 2009 tatlı festivali çıkar.
Küçükken bir Patissiere olan büyükannesinin tatlıları ile hayat bulmuş olan Ichigo yeni tatlılar keşfetmenin heyecanı ile festivale balıklama atlar. Ne varki tepsisine doldurduğu tatlıların parasını ödemeye gittiğinde cüzdanının evde kaldığını fark eder. Gözlerinde yaşlarla tatlıları geriye bırakmaya yönelmişken karşısına kardeşi ve ailesi çıkar. Babası kızının halini görünce bu gün ondan olduğunu, ona tatlı ısmarlıyacağını söyler. İşte o anda yüzsüz kızımız fuardaki ne kadar tatlı varsa hepsinden birer tane alır ve parayıda zavallı babası öder.
İşte düğümün koptuğu nokta;
Ichigo tatlılardan birer dilim alırken ve fuarın resmen tadına varırken, her yediğinin havasını kendince ifade ederken çikolota kaplı bir kekin ilk ısırığında donar kalır. Tüm fuardaki tatlıların artık hiçbir önemi kalmamıştır…

Eline kek tabağını alır ve keki nereden aldığını hatırlamaya çalışarak fuarda dolaşmaya başlar. Derken “Elindeki kekimle ilgili bir sorun mu var küçük hanım?” diyen bir erkek sesi işitir ve oraya baktığında sarışın bir çocukla karşılaşır.

“Hayır,” der çocuğu rahatlatmak istercesine. Kekin aslında büyük annesinin hazırladığı keklere çok benzediğini belirtir. Çocuk sarsılır. Kızda hızla keki başka birinin kekine benzettiği için özür diler. Büyükannesinden muabbet açılır ve iki yıl önce hayata veda etmiş olan büyükannenin aslında Paris’de olan St.Marie akademisinden mezun bir Patissiere olduğu açıklanır. Çocuğumuzda onu tanımaktadır…

Derken çocuğumuz ondan yeni tatlısını denemesini ister. Keki onun huzurunda eşsiz bir ahenkle hazırlar ve kızımız keki dener. Ichigo keki denediği anda keke dair eşsiz bir tasvirde bulunur. Burayı kesinlikle duymanız lazım… Keki temelde ilk aşka benzetir kızımız…

Kekin tasviri karşısında dona kalan genç delikanlı zaten bu keke İlk Aşk ismini vermiş olduğunu söyler. Kızın tanımlaması karşısında büyülenmiştir ve onu okula, bir Patissiere eğitimi alması için St. Marie’ye davet eder.
İşte bu büyüleyici hikayenin gidişatı ilk bölüm boyunca okula gitmek için aileyi ikna çabalarına, bu kapsamdaki drama öğelerine ve ikinci bölümdeki okula, okulun ilk gününe, yeni dostluk ve rekabetlere doğru yol alacaktır…
Gerçekten büyüleyici, sevgi dolu, tam anlamı ile shoujo havasında bir anlatımı olan bir anime.
İlk bölümü daha yeni açtığımda, izlemeye henüz başlarken yanıma gelen annem ekrandaki bizde akıtma da denilen krepleri gördü ve ilk dediği şey “ne de güzel yapmışlar, canım çekti, bende mi yapsam?” oldu. Gerçektende akıtmayı çok sever… Ben animeyi izlemeye daldığımda, annemin arkamda benimle izlemeye devam ettiğini fark etmedim; lakin onun “hiç bu şekilde yapmayı denememiştim, bir dahakine de böyle deniyeyim” dediğini ve böyle dedikten sonra gittiğini fark ederek şaşırdım. Nasıl mı yapmışlardı? Kat kat dilimler halinde dizerek aralarına çilek reçeli sürmüşlerdi. Ama oradaki görünüm ve göze hitap şekli…


Bu animeyi türü seven herkese şiddetle tavsiye ederim…
Ayrıca animenin ilk bölümü bittikten sonra animeyi kapamayın efenim, animenin en sonunda ki gerçek festivali de kısaca bir izleyin. Gerçektende güzel görüntülerdi.