Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Kurban Bayramı ve Anime…

Bu gün bayram… Tüm anime sever arkadaşlarımın bayramını kutluyorum. Bayramınız mübarek olsun…

Geçtiğimiz gün şöyle bir baktığım, daha doğrusu izlemeye çalıştığım Kaidan Restaurant’ı kesinlikle tavsiye etmiyorum. İzlemeyiniz efendim. Detaylı yorum da yapmıyorum. Zaten bu aralar yazamıyorum… Zaman bulamıyorum… Kafamı toparlayamıyorum…

One Piece’de iki bölüm birden yayınlandı bu hafta… Özel bölüm olarak geçen, Strong World filmi ile bağlantısı olan 0. bölüm 565. bölüm ile birlikte yayınlandı. Haftalık konunun devamı olan ve beni oldukça düşündüren 565. bölüm hakkında söyleyecek çok şey var, nitekim 0. bölümde ondan aşağı kalmıyor ya neyse…

Tüm animeler bir hızdır ilerliyorlar, söyleyecek çok şey var hepsi ile alakalı; ama yukarıda bahsettiğim durum mevcutken blog’umu dolduramıyorum bunlarla… Umarım kısa sürede toparlanırım…

Hepinize tekrardan iyi bayramlar…

Evet, biliyorum; uzun zamandır yazamıyorum ve belki bu aralarda yazma sıklığım bir hayli azalacak; ama konu One Piece açılışı olunca yazmadan duramayacağım…

One Piece’in bu bölümü ile birlikte yepyeni bir açılış geliyor ve açıkçası açılış bir shounen açılışından daha çok bir shoujo açılışına benziyor. Luffy’i ilk sahnede sırt üstü yatarken kıravatla görmek şok ediciydi doğrusu… Kıravat diyorum ya… Kıravat ve Luffy… İnanılmaz bir ikili…

Şarkı bana oldukça eğlenceli geldi; ama şu varki alıştığımız One Piece havasına uymuyor. Daha çok shoujo animelere yakışacak bir şarkı gibi… Yine de sahnelerle bütünleştiğinde oldukça ilginç bir deneme olmuş. Zamanla hepimizde alışacağız eminim.

Yeni bir filler saga’ya başladığımız şu günlerde Luffy’i ve tayfasını açılış şarkısında da olsa bir nebze mutlu görmek güzeldi. Kaplumbağa çıktıktan sonra ise manga kapakları ile seri bir geçiş yaşadık ve ilerleyen sahneler benim için bile şok edici oldu. Ben bile bu kadar spoiler vermiyorum yahu… Görmememiz gereken bir kaç karakter hızlı geçiş yaptılar Luffy Impel Down’da koştururken; ama görmememiz gereken daha fazla karakter resmen gözler önüne serildiler. Kutsal Diyarda Körfezindeki gökten düşme sahnesinden henüz görünmemiş olan 3. ve son amirale kadar… Hepsini gördük… Hatta tüm gizemini çıkana kadar saklaması gereken Iva-chan’ı bile gördük.

Açılışın en beğendiğim yeri Hanniabal’ın şarkı “Ye” derken sol kolunu havaya kaldırıp verdiği poz ve kareografisiydi. Açıkçası koptum… Impel Down’un bize sunduğu gizemler hep gölgeli olarak; ama dikkatli bir izleyiciye her şeyi açıklayacak şekilde gözüktüler, gel gelelim belkide ilk defa One Piece’de One Piece için bir ilke tanık oluruz ve karakterleri animede gördükçe o gölgeler artık gölge olmaktan çıkarlar. GunXSword misali…

Yine de ben oldukça eğlenceli buldum bu açılışı. Mangayı takip etmiyorsanız uzunca bir süre bu açılışı atlamanız gerekebilir. Ben bile izlememenizi öneriyorum…

Benim DOneDuPRieceMa’m bile yer almış açılışta… Bu en son yayınlanan renkli manga kapaklarını yeni açılışlara koymaları çok güzel oluyor doğrusu…

Her şeye rağmen Zoro’nun Robin’e go’da yenildiğinde suratının aldığı ifadeyi görmeniz gerekiyor…

Eh be Kiri! Sen işini gücünü bırak, bir kızın peşinde görevinden sap, ortağını bir davada tek başına, yapayanlız bırak ve üstüne üstlük “Böyle bir dava için bir kişi yeter,” sözlerini de sarfet. Ortaklık nerede kaldı?

Deka Wanko uzun bir aradan sonra yepyeni bir dava ile döndü ve gerçektende merak ettirici bir bölümdü. Her bölüm zaten birbirinden eğlenceli olduğu için serinin eğlendirici yanına fazla değinmiyorum; çünkü bu bölümde çok daha önemli bir olay var…

Bizim genç polis dedektifimiz Kiri çok basit olduğunu düşündüğü bir görevde Hanamori’yi, namı değer Wanko’muzu yanlız bıraktı. Tamam, Hanamori’nin rızası ile yaptı; ama benim görüşümce büyük bir hataydı. Üstelik üstleriniz tarafından bizzat bu göreve gönderilmişken… Hemde ne uğruna? Üç kez randevusunu son anda ertelediği kız arkadaşı ile görüşmek uğruna…

Bölüm sonunda Kiri’nin suratının aldığı ifade, Wanko’nun yolda, Kiri’ye en son gözüktüğü anın görüntüleri ile birleşince ise gerçektende çok dramatik ve merak ettirici bir an oldu.

Sonraki bölüm yayınlansada Hanamori’ye neler olduğunu yavaş yavaş çözmeye başlasak; zira şu anda dava için görüşmeye gittiği yer dışında hiçbir şey yok ortada… Muhtemelen davayı kendi başına çözdü Hanamori ve davayı çözdü diye onu savunmasız görüp yakaladılar. Hikaye gereği öldürmeyeceklerini düşünüyorum. Öyle umuyorum…

Bekleyip göreceğiz…

Haklısın; utanç dolu bir hayatın var.

İt beni; eğer yeniden doğarsam, daha fazla insan olarak yaşamayı arzu ediyorum.

Bitmeyen bir kaçışın içinde, utanç dolu bir dünyada, kendinden utanan, hayattan nefret eden iki insanın hikayesi…

Paranı paylaş, bir kadının etekleri arasında, bacak arasında saklan…

Bir orospunun kollarında mı huzur bulacak, bir orospu sayesinde mi ölüm arzulayacaksın? Böyle mi olacak?

Ama ölemezsin! Ölmek… o kadar da kolay değil!

Bir hastane odasında uyandığında, yine tek düşlediğin o mu olacak?

Aoi Bungaku’nun gelecekte bizlere ne sunacağı şu anda umrumda değil; çünkü izlediğim o ilk bölümünden başka hiçbir şey düşünemiyorum. Öyle karamsar bir ruh haline soktu ki beni… İnsan olduğum için öylesine utanmama neden oldu ki…

Kapıyı çekip hayata arkamı dönsem, bir nefes alıp verdiğim sürede dünyaya farklı çizgiler çeksem… Yine de yetmez… Çünkü biz insanız… Çünkü böyle yaşıyor, böyle utanç dolu bir dünya yaratıyoruz…

Animede Death Note çizgilerini görecek (Karakter tasarımları Takeshi Obata tarafından yapılmış); ama izlediğinizde çok farklı, apayrı bir şey ile karşılaşacaksınız. Yapımcı aynı; ama tarz farklı… Çok ilginç… Cinsellik içeren, herkesin izlemesini tavsiye etmeyeceğim, yine sadece farklı bir şeyler arayanlara önerebileceğim; benim için çok farklı bir deneyim olan çok güzel bir anime…

Aman, delirmeyin…

Henüz sonbahar sezonu başlamadan önce, Anime Dünyası forumlarında yapılan ve 1 Eylüle kadar sürerek kapatılan çok seçmeli anket doğrultusunda 2009 sonbahar sezonunun en çok beklenen animesi Fairy Tail olarak çıkmış Darker than Black: Comet of Gemini onun hemen arkasındaki yerini almıştı. Kimi no Todoke, Inuyasha Final Act, Tegami Bachi ve Winter Sonata gibi animeler ise bir hayli geri planda kalmalarına rağmen yinede bekleyenleri olduğunu göstermişlerdi. Çoğu anime ise hiç bekleyeni olmadığını göstermişti.

Şimdi, tüm bu animelerin sahne aldığı günlerden bu yana tüm bu beklentilerin doğrultusunda ilginç durumlar yaşandı.

Inuyasha Final Arc’ı benim gibi deneyen bir kaç kişi pek de öyle animeyi büyüleyici bulamadı. Yine de Inuyasha’dır bu diyerek seyre devam etti. Fairy Tail ise mangadan farklı giden havası ile kuşkusuz bir seyirci kitlesini kendisine bağladı, oldukça kaliteli Türkçe çevirilerle dilimize bile kabul edildi. Darker than Black ise devam serisi ile serinin fanlarını kuşkusuz çekmeyi başardı. Dahası değil… Gel gelelim hiç bekleyeni olmayan ya da bekleyeni az olan diğer serilere…

Kimi no Todoke gibi sadece üç kişinin beklediği bir seri o kadar büyüleyici çıktı ki daha blog’da hakkında hiçbir şey yazmaya zaman bulamadığım bu animenin bir çok kişi tarafından sevildiğini görüyorum. Aynısını Book of Bantorra tarafından da yaşadık. İlginç ve sağlam konusu ile hemen kendisine çekti bu anime…

Ve işte en çok bekleyeni ben olan; ama başka kimselerin beklemediği Tegami Bachi kuşkusuz sezona imza atan yapım oldu. Sanırım mangasını zamanında takip eden tek kişide bendim… Şimdilerde ise her forumda isminden söz ettiriyor, henüz daha 4. bölümü yayınlanmış olmasına rağmen herkes adından sevgi ile bahsediyor. Zaten mükemmel dünyası, ilginç konusu ile insanı anında cezbediyor…

Kobato bir Clamp serisi olması ve tatlılığı ile kazanıyordu. Ne varki buna rağmen oylamada tek bir oy bile almamıştı… Kobato ileride diğer Clamp serilerine de bağlanacaktır kuşkusuz ve o zaman kendisini daha iyi bir belli edecektir.

Kampfer beyin döndüren ve korkutan (!?) ecchi öğeleri ile en çok kendinden, hikayesinde ki o beyin bulayan olaydan bahsettiren; ama başlamadan önce bir kişinin bile beklemediği yapımlar arasında yer aldı. Ecchi olmasına rağmen ecchi sevmeyen benim gibi kimselerin bile ilgisini çekmeyi başardı. Mükemmel bir yapım değildi; ama eğlendiriciydi.

İşte sonbahar sezonu böyle, animeler için beklenenden çok daha iyi bir sezon olduğunu gösterdi. Artık bizlerede bu animelerden daha defalarca bahsetmek kalıyor…

Impel Down: Heyecan başlıyor!

Bir günde iki One Piece yorumu birden yapıyorum sizler için…

One Piece animesi 422. bölümü ile birlikte sonunda -gerçektende sonunda diyorum- Impel Down’un kapıları açılıyor ve bizde içine büyük bir zevk ve heyecan ile giriyoruz. Bölüm itibariyle genel olarak Impel Down’un yıkıcı yanına, bir hayli yumuşatılan sahneler eşliğinde tanıklık etmemiz sağlanıyor. Impel Down’ın sular altındaki görüntüsüde içi gibi anime olarak karşımıza sunuluyor. Hanniabal’ı konuşurken duymak ise gerçektende çok büyük bir zevk veriyor…

Hebihime bahaneyi uydurdu, Impel Down’ın kapılarını kendisi için açtırdı; ama şimdi tehlikeli bir konumda. Ellerini deniz taşından yapılma kelepçeler ile kelepçeleyerek misafir edecekleri dünyanın en büyük hapishanesine girmeden önce beden araması yapılacak ve elbisesinin altında, beline dolanmış vaziyette duran Luffy’i de unutmamak lazım… Bir beden aramasından geçemeyeceği garanti.

Eh, bu tehlikeyi nasıl atlatacağını manga aracılığı ile bilsekte anime yine de aynı tadı veriyor doğrusu. Tamam, bir çok sahneyi uzun uzadıya, sakız gibi çiğneyerek işliyor; ama böylesi bir anime söz konusuyken her sahne ayrı bir tat veriyor ve neredeyse hiç sıkmadan ilerliyor.

Bölümün bir diğer eğlenceli anı Alvida’ydı kuşkusuz. Buggy tayfasını parmağında oynatan ve Buggy’i satmalarına neden olan Alvida yakın sularda Buggy’nin gemisini ele geçirmiş bir şekilde yelken açmışken önümüzdeki bölümlerde bir daha karşımıza çıkması yakındır. Bekliyoruz Alvida’cım!

Önümüzdeki bölümde de Buggy sahneye çıkıyor özetten görüldüğü üzere… Uzun bir aradan sonra Buggy’i tekrardan sahnede görmek için sabırsızlıkla bekliyorum…

Ve işte önümüzdeki bölümlerde sürekli işlenecek temaya ait en temel harita;

Yukarıda gördüğünüz bir tatlı değil, güllerle şekillendirilmiş bir el işidir… Karışıklık olmasın…

Şimdi;

Dikkat edin, Patissier diyorum, Patissiere değil! Daha ilk bölümde -rahmet diliyorum- büyük annenin dediğine, açıkladığına göre Patissiere bayanlar için, Patissier ise erkekler için kullanılan bir tabirmiş… O yüzden zaten animemizin adı Patissiere…

2. bölümde Ichigo okuluna başlamış, gruba bile ayrılmıştı. İlk işi akıtma yapmak olmuştu… Bunu yaparkende Vanilla isimli bir perinin (!?) öğreticiliğini kabullenmiş ve bu vesile ile çalışmalarına başlamıştı.

En son izlediğim 3. bölüm ile birlikte Ichigo çok güzel bir tatlı çeşiti olan choux a la creme, arasında krema olan ekler gibi bir şey işte, yapıyordu. Yapana kadar akla karayı seçti ama…

Bu bölümün ana fikri özlemdi. Çok duygusal bir bölüm daha vardı karşımızda… Ichigo ana vatanından uzakta, bir zamanlar büyük annesininde eğitim gördüğü St. Marie’de eğitim görürken ailesine karşı bir özlemle doldu ve her yaptığı işe karışan özlemi nedeni ile olsa gerek her şeyi eline yüzüne buruşturdu. Zaten zayıf olduğu matematik konusunda elinden hiçbir şey gelmese ve bölüm sonunda hiç hazırlıksız olarak matematik sınavına girmiş olsada diğer tüm başarısızlıklarını sonuç itibariyle özlemini yenerek telafi etti.

İlginç, ekler vari tatlımızı ise yeni arkadaşlarının damak tadına hitap edecek kadar güzel, beni ekran karşısında çıldırtacak kadar büyüleyici bir şekilde yapmayı da başardı hani… Bölüme de adını veren o nefes kesen güllerle süslenen tatlımız mükemmelde bir görsellik sundu bize…

Şimdiden 4. bölümünü sabırsızlıkla bekliyorum bu animenin…

One Piece’in 560. bölümünün son sayfası itibariyle, kendisine doğru gelmekte olan Luffy’i gördüğünde o devasa kılıcını Shanks’a ithafen söylediği “Affet beni kızıl saç, kendimi bu durumda geri tutamam,” sözleri ile çeken Mihawk tarafından başlatılan; ama Luffy için güçlü bir rakip ile savaşmaya zaman olmayacak bir anda vuku bulan bir savaş oldu bu…

Mihawk’ın o ilginç merakı “Yeni neslin kaderini belirleyecek olan çocuğun onun ellerinde ölüp ölmeyeceği, yoksa bir şekilde oradan kurtulabilecek mi düşüncesi ile daha bir sayı öncesinden vurgulanmıştı. 561 dediğimizde ise daha ilk karemizde Luffy ona karşı durmaya zamanı olmadığını ciddi bir dille belirtirken tüm sayı boyunca da hem kaçtı, hem de tabiri caizse zorlukla ayakta durabildi. Ölümden hep kıl payı kurtuldu, kendisinden hiç beklemediğimiz akıl oyunları ve Buggy’i ilginç şekilde kullanması ile kurtuldu.

Şahin Göz adının tam anlamını bu bölümde daha iyi görmüş olduk. Öyle çılgın bir savaş ve karmaşa arasından Şahin Göz Mihawk sadece keskin bir bakış ile, onlarca savaşan kimse arasından Luffy’i görebildi. Bu kareyi mangada dikkatli bir incelemelisiniz derim… Adam cidden Şahin Göz…

O keskin bakışlarla Luffy’nin yerini kestirip o devasa kılıcı savurduğunda ise bir an açıkçası Luffy’i öldü sandım. Kıl payı, yarada alarak kurtulan Luffy o andan itibaren Ace’ı kurtarmak için geçmesi gereken adamı daha da ciddiye aldı muhtemelen… Elbetteki Mihawk’dan kurtulmak istiyorsa öncelikle bir şekilde onun menzilinden kaçması gerekliydi… Mihawk bunu dile getirmekte de gecikmedi…

Sözde değil, özde konuşuyor bu Mihawk ve açıkçası mangada kendisini bu kadar çok görmeye başlamamız çok güzel oldu. Barattie Arc’ından beridir adam gibi göremiyor, hep bir kaç kare, sahne ile çocuklar gibi kandırılıyor, daha da çok meraka sevk ediliyorduk. Çok sevdiğim böyle bir karakteri, Luffy’i dostu Kızıl Saçlı Shanks adına koruyacağını düşünürken Luffy’nin karşısında, böylesine hararetli bir savaşın içerisinde görmek çok büyük bir zevk, müthiş bir heyecan oldu.

Mihawk’ın öyle bir mesafeden aynı bir fişek gibi fırlayıp bir an sonra, az önce Luffy’nin durduğu yerde, kılıcı yere saplı, kendisi kılıcının tepesine çıkmış şekilde durduğunu, Luffy’nin ise yine kıl payı kurtulduğunu gördüğümüz o sahnede nefesim kesilmedi değil hani… Luffy’e yardıma gelen, zaten Mihawk tarafından daha önceden de yenildiklerini; ama artık daha da güçlendiklerini belirten Okama’lar ise sadece bir saniye ayakta kalabilirlerken Mihawk tarafından “Her yendiğim haşerenin suratını anımsamam,” diye aşağılanmaları da cabasıydı.

O iki Okama’nın ölümü az kaldı Luffy’e ölümcül bir hata yaptırıyordu. Gomu gomu no diyerek lastiksi bedenini harekete geçiren Luffy az kaldı Jet işlevli Bazukasını harekete geçirecekti ki son anda lastiksi özelliğini kontrol ederek saldırısını durdurdu. Aptal mısın sen? Daha gomu dediğini duyduğumda kafayı sıyırmak üzereydim ben burada! Kesecek kolunu bacağını kalacaksın özürlü gibi ortada!

Luffy duruldu; ama Mihawk hiç durulmamıştı bu sahnede… Koca buz dağını, belini geriye doğru matrix vari bükerek kurtaran Luffy’i aşıran hamlesi ile ikiye kesen Mihawk tüm bir savaşan gürühü dehşet içerisinde bırakmakta gecikmedi. Koca buz dağının havada süzülen üst yakası tepelerine doğru gelirken ürkmüş tavşanlar gibi savaşı mavaşı bırakıp kaçışmaları içten bile değildi… Gemiler bile devrilen buz dağının oluşturduğu dalgalar içerisinde alabora oldular.

Savaşın bir başka cephesinde az önce yanyana gözüken Crocodile ve Don Filamingo arasında başlayan münakaşanın fırtınasına yakalanan, Mr 3′ün tabiri ile başkalarının savaşı arasında kaynayan Buggy bir an sonra Luffy tarafından gökyüzünde süzülürken görülecek ve lastiksi özelliği ile gökyüzünden çekilip kendisi ile Mihawk arasına konulacak, Mihawk’ın önüne attığı bu yem sayesinde ondan kurtulacaktır.

Yine de Mihawk’ın menzilinden çıkamayan Luffy daha önceden Beyaz Sakal’ın emrettiği ve Marco’nun harekete geçirdiği üzere Beyaz Sakal tayfasından birisi olan 5. Bölüm Komutanı Çiçeksi Kılıç Vista tarafından kurtarıldı.

Mihawk, Luffy elinden kaçarken can alıcı bir laf söyledi ki yine uzunca bir süre bu lafı unutamayacağız muhtemelen.

“Bu ne bir teknik ne de bir yetenek… Ama etrafındakileri kendi tarafına, yoldaş olarak çekmek… İşte bu unutulmayacak olan, çok tehlikeli bir beceri…”

Gerçektende Luffy’nin en büyük özelliğini anlatmaya yeten bir sözdü bu…

Son zamanlarda izlediğim en güzel FMA bölümüydü 28. bölüm. Hatta şöyle diyebilirim ki Lust vs Mustang kapışmasından sonraki en nefes kesen bölüm… Tüm olayları mangadan bilmeme rağmen yine çok büyük zevk alarak izledim bölümü…

Ling Yao’nun verdiği karar ve koşulsuz teslim oluşu… Geriye dönebilirim, kontrolü ele geçirebilirim diye düşünmesine rağmen tüm benliği ile ezilerek bedenini Greed’e teslim edişi. Greed’in hiçbir şekilde, bir parça bile Ling’in ortaya çıkmasına izin vermeksizin onun bedenini kontrol edişi…

Glattony’nin sayısız kere ölüp ölüp dirilmesi üzerine geçilmemesi gereken sınırı geçmesi ve bu kapsamda artık felsefe taşının kendi kendini yenileyemeyerek Glattony’i etkisiz hale getirişi…

Ve tabii ki her şeyin başı; Baba!

İlk akıllara gelen sorular neler? Peki, sen Hohenheim değilsin! Kimsin o zaman? Hohenheim dağlarda bir yerde, hiç ölmeksizin yolculuk yapıyor zaten. Bunu bize çok iyi bir şekilde, defalarca gösterdiniz. Peki ya sen Hohenheim’i nereden tanıyorsun? Üzerine titizlendiğin kurbanların Elric kardeşlerin aslında Hohenheim’in veletleri olduğunu öğrendiğinde neden bir şaşırma tebessümü gösterdin? En azından ilginç şekilde mırıldandın…

Tamam, bunlar güzel sorular. Ama dahasıda var;

Sen kimsin dedik; ama aslında kimsin olmayacaktı; Nesin sen? Nasıl olurda etrafına bir alan yayarak o alan içerisinde simyanın kullanımını engelleyebilirsin. Nasıl olurda Scar’ın kullandığı daha önceden kimsenin bilmediği yeteneğin Yıkım Simyası adı altında bir simya olduğunu bilebilir; ama bunu diğer simya gibi engelleyen bir alan yayamazsın? Nasıl olurda felsefe taşını kendi vücudun içerisinde stabilize hale getirip yeniden işlevlik kazanmasını sağlayabilirsin? Sen kimsin, nesin ki tüm Ulusal Simyacıları ve Ordu’yu ele geçirecek, onları istediğin gibi yönlendirecek kadar büyük bir plan yaptın… Ve gerçekte tam olarak ne planladın?

Artık şunu biliyoruz ki bir Humonculus’un ölümü mümkün. Lust’ın ölümü ve Glattony’nin neredeyse ölümünden çıkardığımız sonuç ise onları öldürmek için defalarca, onlar kendilerini yenileyemeyene kadar ölmelerini sağlamak… Bir tabanca işe yaramayabilir; nitekim adamlar kendilerini ölümden sonra hem yenileyip hem de saldırabiliyorlar. Onları öldürmek için Mustang’ın yaptığı gibi defalarca yakabilirsin. Ya da temas etmeksizin gerçekleştirilen ölümler… Sadece defalarca öldür…

Ling’in değişimi ve Greed’in çıkımı üzerine bu hafta çok konuştum ve bir kere konuşmaya başladığımda spoiler konusunda önümü almak zor oluyor biliyorum. Ama bu bölümün en bomba olayı buydu kesinlikle.

Son olarak Envy çok fazla günah işledi. Hughes’i elleriyle öldüren o değil miydi? Koca bir ülkenin yokoluşunu başlatmak… Artık Envy’nin ölümünü görmeyi ben bile çok fazla ister oldum. Kaldı ki Scar artık doğru yönlendirilmiş durumda. Belki Ordu’nun peşini bırakıp Humonculus’ları hedef almaya başlar böylece… Kaldı ki ordu da onların elinde… Bunu da geçtim Scar bizimkiler tarafından affedilebilecek mi? Winry’nin ailesi… ve öldürdüğü daha onlarca masum kişi… Hayır, kesinlikle aynı tarafta olmaları mümkün değil. Ama aynı amaç için, farklı cephelerden savaşacaklar gibi…

Artık One Piece gibi FMA’nında her bölümünü sabırsızlıkla bekler olduk, iyi mi?

Farklı bir psikoloji: Trapeze

Az önce izlediğim bu farklı çizimlere sahip, psikolojik yapıdaki anime belki çoğu kişiyi çekmez. Nitekim beni böyle ilginç denemeler her zaman çekmiştir. Irabu Ichirou isimli bir psikiyatrist’in sirkte çalışan, delirdiğini düşünen ve oldukça çekingen, dost edinemeyen bir yapısı olmasına karşın sirkteki arkadaşları ile kavga etmekten de geriye kalmayan bir trapezci, sirk göstericisi (ilginç bir ifade şekli oldu) olan hastası ile olan tedavi sürecini konu alıyor.

Açıkçası hastamız ilk defa Dr. Irabu’nun karşısına çıktığında ve Psikiyatrist Irabu ekrana doğru dönüp “Sen hastasın!” diye mimlediğinde bir anda kendimi hasta hissettim. Sanırım bunun temel nedenlerinden biriside hastamızın, psikiyatrist’in bürosuna giderken kullandığı loş, uzun ve dar koridoru birinci kişi gözünden geçmemizin ve akabinde doktorun ofisine giden ilk odaya insanın başını döndüren bir açıda girişimiz, aslında orada olmadığını fark ettiğimiz hatun bacaklarının bir anda gözümüzün önünden kaybolması ardından psikiyatrist ile tanışmamızın ve böyle bir anda hasta olarak mimlenmemizin etkisi var.

Doğrusu anime boyunca sanki tedavisi için çalışılan benmişim gibi hissettim. Bir güzellik ve cinsellik abidesi olarak karşımıza çıkan, Dr. Irabu’nun asistanı Mayumi’nin iğne yapma sahnelerinde ise hasta ile yer değiştirmeyi istemediğim değil hani… Oysaki iğnelerden ne kadar da nefret ederim… Nefret etmeyen var mıdır gerçi?

Animenin en düşündüren yanı ise Dr. Fukuichi isimli gerçek bir doktorun en stabil zamanlarda sahneyi dondurup, ekranın bir kenarında açtığı bir kapıdan çizgisel olarak başını dışarıya uzatması olsa gerek… Bahsi geçen Fukuichi isimli Psikiyatri konusunda uzman olan doktorumuz bize sık sık olası tedavi yöntemlerinden ve Irabu’nun uyguladığı yöntemlerin açılımlarından bahsedip bilgiler veriyor.

Bizim için önem teşkil edenler dışındaki tüm karakterlerin birer kağıt sayfası gibi dümdüz şekilde etrafta dolaşmaları ise oldukça alışılmadık geldi.

Farklı çizimleri ile psikolojinizi bozacak bir animeye hazırsanız, kendinizi hasta hissetmek istiyorsanız, aykırı bir şeyler arıyorsanız izleyiniz efendim. Yoksa uzak durunuz.

Bu arada açılış ve kapanış müzikleri başta olmak üzere mükemmel şarkıları var animenin. Müzikleride ayrı bir hastalık yapabilirler seyirci üzerinde. En azından müziklerini bir dinlemeniz gerekli…

Eski Gönderiler »